Sabancı’dan Dubai’ye Uzanan Bir Girişim: Ece Baltacı Mallak ile SADE’nin Hikâyesi

ecemallak

Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Endüstri Mühendisliği programı mezunlarından Ece Baltacı Mallak, kariyerinin farklı aşamalarında edindiği uluslararası deneyimlerin ardından kendi kozmetik markası SADE’yi kurdu. Dubai merkezli olarak hayata geçen marka, modern yaşamın ihtiyaçlarına cevap veren sade ama etkili cilt bakım ve günlük bakım ürünleri geliştirmeyi amaçlıyor. Mallak ile girişiminin ortaya çıkış hikâyesini, Dubai’de girişim kurmanın sunduğu fırsatları ve Sabancı Üniversitesi’ndeki eğitiminin girişimcilik yolculuğuna katkılarını konuştuk.

Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Mezun olduktan sonra neler yaptınız?

Sabancı Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nden mezun olduktan sonra eğitimime yurtdışında devam ettim; Boston’da Northeastern University ve Milano’da Università Cattolica del Sacro Cuore ortaklığındaki International Management yüksek lisans programını tamamladım.

Kariyerim boyunca strateji, marka ve iş geliştirme, uluslararası büyüme ve dijital dönüşümün kesişiminde hem start-up’larda hem de kurumsal şirketlerde farklı roller üstlendim. Bugün ise Dubai, BAE merkezli kendi markam SADE’nin kurucusu olarak modern yaşamın ihtiyaçlarına cevap veren, sade ama etkili cilt bakım ve günlük bakım ürünleri geliştiriyorum.

Kozmetik alanındaki girişiminizin hikâyesi nasıl başladı? Bu fikrin ortaya çıkış sürecini anlatır mısınız?

SADE aslında çok kişisel bir ihtiyaçtan doğdu. Ben hem yoğun iş temposunda yaşayan, hem çok seyahat eden hem de farklı iklimlerde bulunan biriydim. Bir yandan minimalist, işlevsel ve estetik ürünler arıyordum; diğer yandan piyasadaki birçok ürünün ya fazla karmaşık ya da günlük hayata gerçekten uyumlu olmadığını görüyordum.

Zamanla şunu fark ettim: Modern hayatta insanlar on adımlı rutinler değil, gerçekten işe yarayan, cildi yormayan, çantaya atıp çıkabilecekleri, farklı hava koşullarına uyum sağlayan ve rutinlerinde sürdürebilecekleri ürünler istiyor. SADE fikri de tam burada doğdu. Daha az ama daha doğru ürünlerle, cildi örtmeye değil cildin iyi hissetmesine odaklanan minimalist ama güçlü bir marka yaratmak istedim.

Girişiminizin temel amacı veya sizi diğer markalardan ayıran yönü nedir?

SADE’nin temel amacı modern yaşam için efektif, inovatif ve çok işlevli bakım ürünleri sunmak. Biz sadece “güzel görünen” değil, günlük hayatta gerçekten işe yarayan ürünler geliştirmeye odaklanıyoruz.

Bizi farklılaştıran en önemli noktalardan biri sadelik anlayışımız. Hem ürün geliştirme tarafında hem de marka dilinde gereksiz karmaşadan uzak duruyoruz. Çok adımlı, yorucu rutinler yerine bariyer dostu, iklim uyumlu, seyahat dostu ve birden fazla ihtiyacı aynı anda karşılayan yalın ve daha sürdürülebilir ürünler sunuyoruz. Yani SADE sadece bir ‘skincare’ markası değil; günümüzün hareketli yaşamına uyum sağlayan bir “daily essentials” markası.

Kozmetik girişiminizi Dubai’de hayata geçirdiniz. Bu şehri tercih etmenizin nedenleri ve girişiminize sunduğu fırsatlar neler oldu?

Dubai benim için hem yaşadığım şehir hem de markamı büyütmek için çok doğru bir başlangıç noktasıydı. Çünkü burası gerçekten çok kültürlü, hızlı, dinamik ve trendleri yakından takip eden bir pazar.

Aynı zamanda burada yaşayan insanların ihtiyaçları da çok net: sıcak hava, klima, yoğun şehir hayatı, seyahat ve sosyal yaşam… Tüm bunlar cilt bakımında daha fonksiyonel çözümler gerektiriyor.

Bunun yanında BAE ve Suudi Arabistan’da özellikle kadınların güzellik, bakım ve ‘wellness’ alanına ilgisi çok yüksek. Yeni ürünler denemeye, yeni markaları keşfetmeye ve kendilerine iyi hissettiren rutinlere yatırım yapmaya açık bir kitle var. Bu da yenilikçi ve güçlü bir marka hikâyesi olan girişimler için çok kıymetli bir alan yaratıyor.

Dubai’nin bir diğer avantajı da yeni markalara alan açan, girişimciliği destekleyen bir yapısı olması. Pop-up’lar, perakende deneyimleri, topluluk bazlı etkinlikler ve dijital büyüme fırsatları oldukça güçlü. Ayrıca bölgesel olarak baktığımızda Dubai, Orta Doğu’ya açılmak için de stratejik bir merkez.

Markanızı kurarken ilk attığınız adımlar neler oldu?

İlk adım markanın neden var olduğunu netleştirmek oldu. Önce ürün değil, problem tanımıyla başladım. İnsanların günlük hayatta hangi bakım ihtiyaçlarının gerçekten karşılanmadığını anlamaya çalıştım.

Ardından marka konumlandırması, isim, görsel dünya, ürün kategorileri ve hedef kitle üzerine yoğun bir çalışma yaptım. Benim için en önemli şey en başından beri sadece “bir marka daha” yaratmak değil, gerçekten ihtiyaç olan, anlamlı ve mümkün olduğunca özgün ürünler geliştirmekti. Bu yüzden ürün ve tedarikçi seçiminde çok titiz davrandım.

Sonrasında formülasyon, üretici seçimi, ambalaj geliştirme, regülasyon süreçleri, web sitesi, içerik dili ve lansman planı gibi daha operasyonel aşamalara geçtik. Yani işin yaratıcı tarafı kadar tedarik zinciri, lojistik, fiyatlandırma ve müşteri deneyimi gibi konular da en başından itibaren işin merkezindeydi.

Bu süreçte sizi en çok şaşırtan veya beklemediğiniz bir deneyim yaşadınız mı?

Beni en çok şaşırtan şey, bir marka kurmanın ne kadar çok disiplini aynı anda yönetmeyi gerektirdiği oldu. Dışarıdan bakınca çoğu kişi ürün, estetik ve sosyal medyayı görüyor; ama işin arkasında ciddi bir operasyon, regülasyon, finans, tedarik, kriz yönetimi ve karar alma süreci var.

Daha önce birçok girişimci ve kurucuyla çalışma fırsatım oldu, ancak insan bunları kendi başına yapmaya başladığında farkındalık bambaşka oluyor.

Bir diğer şaşırtıcı nokta da şu: Ne kadar iyi bir fikriniz olursa olsun, uygulama kalitesi ve sürdürülebilirlik her şeyden önemli. Güzel bir marka yaratmak başka, o markayı her gün tutarlı şekilde ayakta tutmak başka bir şey. Özellikle küçük bir ekip veya ‘founder-led’ bir yapıdaysanız, her detayın içine girmeniz gerekiyor.

Sabancı Üniversitesi’nin girişimcilik yolculuğunuza nasıl bir katkısı oldu?

Sabancı Üniversitesi’nin bana en büyük katkılarından biri sistematik düşünmeyi öğretmesi oldu. Sadece bir alana odaklanmak yerine bir problemi farklı açılardan değerlendirmeyi öğrendim. Girişimcilikte bu çok kritik; çünkü her gün belirsizlikle, yeni sorunlarla ve hızlı kararlarla karşı karşıya kalıyorsunuz.

Bunun dışında Sabancı’nın özgür düşünceyi, sorgulamayı ve farklı disiplinler arasında bağlantı kurmayı teşvik eden yapısı da girişimcilik bakış açımı şekillendirdi. Bugün marka kurarken de aynı şekilde düşünüyorum: sadece ürün üretmek değil, bir ihtiyacı anlamak, bir sistem kurmak ve uzun vadeli değer yaratmak önemli.

Üniversitede edindiğiniz hangi beceriler bugün işinizi yönetirken en çok işinize yarıyor?

En çok işime yarayan becerilerden biri analitik düşünme. Endüstri Mühendisliği eğitimi bana veriye bakmayı, süreçleri optimize etmeyi, problem çözmeyi ve kaynakları doğru kullanmayı öğretti. Bugün bunların hepsini birebir kullanıyorum.

Bir diğer önemli beceri de yapı kurabilmek. Bir markayı büyütürken yaratıcılık çok önemli ama tek başına yetmiyor; süreç, planlama, önceliklendirme ve doğru karar mekanizmaları da gerekiyor. Üniversitede edindiğim bu bakış açısı bugün operasyon yönetiminden ürün geliştirmeye kadar her alanda bana destek oluyor.

Sabancı Üniversitesi'ndeki çok disiplinli eğitim yaklaşımının girişiminize bakışınızı nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?

Bence çok disiplinli yaklaşım girişimcilik için büyük bir avantaj. Çünkü bir girişimi büyütürken sadece ürün ya da sadece pazarlama bilmiyorsunuz; tüketici davranışı, strateji, finans, operasyon, marka, teknoloji ve iletişim gibi alanların hepsini bir arada düşünmeniz gerekiyor.

Sabancı’daki eğitim modeli bana bu geçişkenliği kazandırdı. Bir konuya tek pencereden değil, daha bütünsel bakabilmeyi öğrendim. Bu da bugün SADE’yi sadece bir kozmetik markası olarak değil, güçlü bir marka ekosistemi ve deneyimi olarak kurgulamama yardımcı oluyor.

Üniversite yıllarında kurduğunuz ağın veya mezun topluluğunun girişiminize katkısı oldu mu?

Kesinlikle oldu. Hem üniversite yıllarında kurulan ilişkiler hem de mezun topluluğu girişimcilik yolculuğunda çok kıymetli oluyor. Bazen bir fikir alışverişi, bazen doğru kişiye ulaşmak, bazen de sadece moral desteği bile büyük fark yaratabiliyor.

Özellikle girişimcilik gibi zaman zaman yalnız hissettirebilen bir yolda, benzer bakış açılarına sahip insanlarla bağlantıda olmak önemli. Sabancı mezunlarının birbirine destek olma kültürünü değerli buluyorum.

Girişiminiz için önümüzdeki dönemde hangi hedefleri belirlediniz?

Önümüzdeki dönemde en büyük hedefim SADE’yi bölgeden çıkan, Türk bir kadın kurucu tarafından inşa edilen güçlü ve ayırt edici bir modern bakım markasına dönüştürmek.

Kısa vadede hem online tarafta daha güçlü bir topluluk ve müşteri sadakati oluşturmak hem de seçili fiziksel satış noktaları ve iş birlikleriyle erişimimizi artırmak önceliklerimiz arasında. Daha uzun vadede ise SADE’yi sadece Orta Doğu’da değil, bölgesel ve küresel ölçekte de karşılık bulan, kendi dili ve dünyası olan bir marka haline getirmek istiyorum.

Sabancı Üniversitesi öğrencilerine veya yeni mezunlara girişimcilik yolculuğuna başlamak isteyenler için önerileriniz neler olur?

İlk önerim mükemmel fikri beklememeleri olur. Çoğu zaman önemli olan ilk fikrin kusursuz olması değil, gerçek bir ihtiyacı çözmesi ve sizin onu ne kadar kararlılıkla hayata geçirdiğinizdir.

İkinci olarak küçük başlayıp hızlı öğrenmek çok önemli. Her şeyi baştan kusursuz kurmaya çalışmak yerine test ederek, geri bildirim alarak ve geliştirerek ilerlemek daha sağlıklı.

Bir de girişimciliğin sadece ilham değil, dayanıklılık işi olduğunu söyleyebilirim. Zorlandığınız, yorulduğunuz ve beklemediğiniz problemlerle karşılaştığınız çok an oluyor. O yüzden yalnızca fikrinize değil, o fikri sürdürecek disipline ve sabra da yatırım yapmak gerekiyor.

Son olarak şunu söylemek isterim: Kendi yolunuzu başkalarının hızına veya yoluna göre değerlendirmeyin. Her kariyer ve her girişim farklı bir ritimde büyüyor. Önemli olan sizin neyi neden kurduğunuzu bilmeniz, inanmanız ve o vizyona sadık kalmanız.